Maviş
Maviş annesinden öğrenmiş, dayak yerken erkeğin gözüne gözüne bakmayacaksın, yoksa daha çok döver.
Maviş iki büklüm olmuş, kendisine dayak atan kayınpederinin yorulmasını beklerken, içinden, kendini öldürme hakkını elinden alan dinine küfrediyormuş.
Sevdiği kocası Alişan’da olmasa bu hayat çekilir miydi. Yok yok öldürmemeliydi kendini. Az sonra Alişan’ı gelir kurtarırdı onu.
Babasının böğürtüsünü duyan Alişan, geldi kurtardı Maviş’i. Alişan’nın “çok acıyor mu” sorusuna sessizce ağlayarak cevap verebilmiş Maviş. Alişan artık kararını vermiş. Van’dan İstanbul’a gitmek şart olmuştu.
Maviş çok sevinmiş, dünyalar onun olmuş, varsın kapıcılık olsun, hem kira da ödemeyecekler, üstüne üstlük yemeklerini pişireceği havagazı da bedava.
Evlere temizliğe giderim, bende para kazanırım gül gibi geçiniriz diyen Maviş’in bu sözleri rahatlatmış Alişan’ı.
Yolculukları pek neşeli geçmiş, yol boyunca konuşmuş gülüşmüşler. Yaşayacakları kapıcı dairesini görünce Alişan’a daral gelmiş. İç içe geçmiş iki oda ve küçücük bir pencere. Alişan köyünde çiftçilik yapıyormuş. Hayatını kazanmak için başka iş bilmeyen Alişan mecbur kabullenmiş. Hem apartman yöneticisi, buna şükret penceresi olmayan yerlerde yaşayanlar var dememiş miydi. Maviş’i de mutluydu ya gerisi mühim değildi.
Köyden getirdikleri yün döşeklerini yere sermişler, Maviş çeyizindeki o güzelim kanaviçeli, dantelli örtülerini, yastıklarını çıkarıp döşeklerin üzerine bir güzel yerleştirmiş, pencerelerine tülü perdeyi de takarken, iyi ki pencere küçükmüş diye gülüşmüşler, çünkü pencere biraz büyük olsa ellerindeki tül perde pencerelerine uymayacakmış.
Yer sofrasında yedikleri ilk yemeklerini Maviş hala sevgiyle hatırlıyor. Kapılarını tıklattığımda kapıyı bana Alişan açtı. Maviş bulaşıkları yıkamış ellerini eteğine kuruluyordu.
Ev temizliğinde Mavişin yardımını istemeye gitmiştim. Alişan valla bilmem ki derken, Maviş gelirim abla diye atıldı. Ertesi güne sözleştik. Gözleri ışıl ışıl geldi Maviş. Mavişin gözleri iyi ki mavi. Ya kara gözlü olsaydı. Bu kadar iştahla temizlik yapanı o güne kadar görmemiştim. Bir ara onu durdurmayı başardım. Ona bir kahve yaptım oturttum. Kahveden bir yudum alan Mavişin yüzü buruş buruş oldu. Abla bu ne ya, şekeri yok, acı, tadı berbat içilecek zıkkım değil, sen nasıl içersin bunu diye söylendi bana.
Ben şekersiz içerim ve genelde şeker vermeyi de unuturum. Hemen kahvesine süt şeker ilave ettim. Maviş hah şimdi bir şeye benzedi dedi, gülüştük. Her haliyle çok tatlıydı.
Sonraki günlerde Maviş bana her derdini anlatır oldu.
Candaşımın onlara aldığı, sinema tiyatro biletleri tek eğlenceleriydi.
Birbirimizi tanımış olmaktan hepimiz mutluyduk. Geçen akşam kapımız çaldı. Birden içim cız etti. Sebebini henüz bilmiyordum ama yolunda gitmeyen bir şeyler vardı. Yanılmamıştım.
Gelenler Alişanla Mavişti. İçlerindeki sıkıntı yüzlerine vurmuş ağlamaklı geçtiler oturdular. Van’a dönmek zorundaymışlar. İnanamıyordum. Dayakçı kayınpederin yanına geri gidiyorlardı. Kayınvalide vefat etmiş, dayakçı kayınpeder yalnız kalmış, hiçbir kadın onunla evlenmek istemiyor ve Alişan en büyük çocuk olduğu için dayakçı baba evine geri dönüyorlar.
Göz yaşlarımı tutamadım. Avazım çıktığı kadar, Alişan ve Maviş”e adalet diye bağırmak istedim. Giderlerken Alişanın son sözleri sizden ayrılmak çok acı, keşke sizi hiç tanımasaydık.
Böyle söyleme Alişan.
Sevgiyle doldurduğum kutulardan bir tanesini Mavişin çıkınına koydum bile.

