Arşiv Mayıs, 2008
Cumartesi, Mayıs 31st, 2008
Akıllara takılan sorularda yıllardır bize bir telefon ve bir TRT kanalı kadar yakın olan, yılların eskitemediği Cihat Şener Hocamızın Hayatımız Sınav isimli programını bilmeyen yoktur sanırım. Gerçi hiç arayıp konuşmadım; ama LGS döneminden beri zevkle izliyorum.
Bu gece de ÖSS puan hesaplama sitelerini dolaşırken http://www.hayatimizsinav.net sitesini gördüm ve sitedeki makaleleri de okumadan geçemedim. Sınavdan önce herkesin bilmesi gereken, bildiği ama tekrar tekrar duymak istediği bilgileri yazmışlar ve çok da güzel yapmışlar.
Tavsiyem, son iki hafta da olsa sizin gibi onlarca kişinin merak ettiği soruları, paylaşımları öğrenmeniz ve de biraz daha olsun içinizin o sakin konuşmayla rahatlaması için programı izlemenizdir. Bunun için hafta içi akşam 7′den sonra sizi TRT2′ye davet ediyorum…
2007 katsayılarıyla puan hesaplama
Kategori: İnternet Dünyası | 8 Yorum »
Salı, Mayıs 27th, 2008
Her fırsatta bu sınavın sonucunun kötü olmasının hayatımızın sonu olmayacağı vurgulansa da sonuçta benim gibi babası zengin ( her türlüsünden ) olmayan bir Türk gencinin kaderi bu sınava bağlıdır..
Lisenin son senesine kadar yeri geldi arkadaşlarla takıldık, gezdik, internet kafelerde oyunlar oynadık, zamanımızın bir bölümünü orada burada geçirdik. Yeri geldi kavgalar, atışmalar.. Sınav süreci kopya maceraları.. Kaldı şurada son 2.5 hafta. Gerçi 1 aydır okula uğradığımız yok ancak öss ile artık okul sonunun geldiğini de belgelemiş oluyoruz.
Geriye dönüp baktığımda bundan 4 sene önce Vatan Anadolu Lisesindeki ilk günümü dün gibi hatırlıyorum. O zamanki müdürümüz Melek Kuyucu, LGS ( dönemin anadolu ve fen liselerine giriş sınavının o zamanki ismi ) sonucunda okulu kazanmış öğrencilere yeni yıl açılış konuşmasını yaparken ben yine her zamanki gibi sıkkın tavırları sergiliyordum. Sonra sınıflara ilk girdiğimizde yanıma oturan ve lise döneminin ilk arkadaşı olan Çağrıbey, X-O-X oynarken arkadan bizi seyredip oyuna karışan ve daha sonradan serinin 2. en iyi arkadaşı olan Okan, 9. sınıfta arkadaşlarla geçirilen çok eğlenceli vakitler, sınıf karambolleri… 10. sınıfta koltukta geri yaslanırken en sessiz ortamda Yusuf’un yere düşmesiyle kopan kişiler ve haneye eklenen bir arkadaş daha.. Sonra 11. sınıfta age-of günleriyle bize katılan Semih ve diğerleri… Alican, Fatih, Soyhan, Caner, Ferhat, Mustafa, Recep, Hakan, Erdem..( Bkz. Yıllık Yazıları ) Saymakla bitmeyecek bir liste.. Okul yolu maceraları da ayrı bir hevesti tabi.. Aslı, Furkan, Ceren, Duygu, Özkan..
Yeri geldiğinde, çağrışımlar yaptığında okul maceralarımdan da arada bir bahsederim. Şimdilik fazla uzatmaya gerek olmadığını düşünüyorum. Bu yazıyı yazmamın asıl amacı, gün boyu ders çalıştım hem biraz dinleneyim, benim için ara olsun hem de bunu okuyacaklar için bir kaç lâfım var onları belirteyim istedim..
Zamanla anladım ki ( Son 3 haftada çok daha bir anladım ) sona yaklaştıkça insan strese istemeden giriyor. Bundan 2 ay önce çok rahat bir şekilde ders çalışmazken şimdilerde boş geçen bir kaç saatin vicdanıma verdiği rahatsızlıkla da yüzleşmek zorunda kalıyorum. Çünkü son dönemlerde hem arkadaşların puanlarını yükseltmesi hem de ailemin benden iyi bir şeyler beklemesi ve beni destekleyici konuşmalar yapması ister istemez bende bir yük birikimi yapıyor. Yani şöyle diyeyim ki xxx puanı benim az çok belirlediğim mesleğe yetse bile şu anki durumda yetmiyor gibi görünüyor çünkü durumun tam olarak farkına varmamız bizi telaşa sokuyor. Ya kazanamazsam fikri doğmaya başlıyor örneğin. Ayrıca üniversitelerin bölümlerinin benim aslen istediğim mesleği veya meslek grubunu tam olarak barındırmaması da ayrı bir güven kaybı oluyor. Mesela az önce sayısal bölümdeki fakültelerin tamamını gözden geçirdim; ancak hiç biri benim çalışmak istediğim, olmak istediğim geleceği bana verecek kapasitede değil, fazlaları var veya tamamen uç bir noktada.. Bu konu da ösym tarafından gözden geçirilmeli. Şöyle ki ben tam olarak hangi mesleğin ne işe yarayacağını, bundan 5 - 10 - 20 sene sonra o mesleğin ne durumda olacağını, nerelerde iş imkânı bulacağımı, maaşımın ortalama ne kadar olacağını, geçen 4-5 sene içinde hangi dersleri nasıl bir düzen içinde göreceğimi, dersleri uygulamalı mı yoksa yüzeysel olarak görüp görmeyeceğimi vb. tam olarak bilmedikçe ben nasıl karar vereyim ? Hadi karar verdim diyelim. Puan da yetti ve o üniversiteye girdim, ya beklediğim gibi çıkmazsa ?? İşte bu yüzden ösym’nin bu rehberlik konusunda sınıfta kaldığını düşünüyorum. Dershanelerden aldığımız rehberlik kitapçıkları da tam olarak yeterli olmayınca iş yine bize kalıyor.. Artık sen sağ ben selamet bir arayışa düşüyoruz.
Yazının devamını okuyun »
Kategori: fiilimsi yazılar | Yorum yok »
Perşembe, Mayıs 22nd, 2008
3.., 2.., 1.. Daha durumun ehemmiyetini kendince kavrayamayanlar, haricinde yüzücüler bütün güçleriyle o ilk atlayışı yapıyorlar. Daha ilk saniyede tahmini 1 metre farkla başlayan arkadaş, verilecek hediyenin kendince değersizliğinden olacak ki fazla gayret göstermeden en yakın rakibine 1.5 metre farkla son 5 metreye giriyor. Buraya kadar normal, seyir zevki veren küçük bir yarışmaya tanıklık ediyoruz güneşten yanmış omuzlarımızın acısı, yuttuğumuz suların getirdiği çişimiz( :] ) eşliğinde.. Ismarla oradan bir bira, kankimiz birinci sözünü bitirmeden 1. olarak başkasının adını duyuyoruz.. Ne ara o fark kapandı da bitime başkası daha önce vardı hem de o kadar yüzmekten aciz kişilerin arasındaki tek profesyonel yüzücü ön saftayken, hayret..
Rekabet, üstünlük sağlama amacı ile rakiplere karşı yürütülen yarışma etkinliklerinin bütünüdür derler ( Bkz. Ansiklopedi ). Mevcut olay da rekabetten arınmış bir hiledir gerçekte. Amaç hak almak değil hakka tecavüz etmektir aslen. Bir nevi benim değilsen seni kimseye yâr etmem misali.. Sonradan öğreniyoruz ki arkada kalan iki kişi belki refleks hareketi olarak, belki de son 2 saniyede o muhteşem beyinlerini çalıştırmayı düşünerek işin muzipliğine kaçmak istemelerinden olacak ki öndekinin gidişatını engelleyerek kendilerini, itibarlarını hiç de önemli olmayan bir bilet için laham çukuruna atmışlar. Gerçi herkes olması gereken yerde mutludur, o ayrı mesele; ama bir gün içinde çokça rastladığımız hile neden gereklidir, neden rağbet görür ? ( Bkz. Ekşi Sözlük 1. entry ) Rekabetin getirdiği acı sonuçtur hile. Kolay yola kaçmak, etik değerleri hiçe saymak ve vicdanım sen s..tirgir demektir. Bu konuda internette de pek fazla makale bulunmuyor, ilginç. Geride midesindeki son sindirim besini 3-5 bisküvi, tüm enerjisini ( sonuca bağlı olarak ) bir hiç için yitirmiş olan bir parça Semih kalıyor.
Yakın zamandaki bir havuz maceramızda arkadaşların bana litrelerce su yutturması, 7-8 yaşındaki bebekler yanımda pıt pıt suya pozisyondan pozisyona atlarken benim bilmediğim bir sebep yüzünden atlamaya üşenmem dışındaki en akılda kalıcı olayı anlatmaya çalıştım kısaca. Ne güzel : )
İstanbul Küçükçekmece.. Saat sabah 4.00 civarı.. Güzel uykumdan beni sivrisinekler kaldırıyor , bu yazıyı yazarken koluma en az 3 defa aynı otantik böcek konuyor ve dışarda ilginç bir şekilde serçeler ötüyor sanki dışarısı günlük güneşlik… Siz ne ayaksınız bu saatte ne zorunuz var gidin uyuyun bir telde, yoksa deprem mi olacak ne dedirtiyor..
Yazıları takip edecekler için feedburner’dan hesap almıştım ama sonra vazgeçtim. Rss ile takip edenler ve sürekli ziyaretçiler zaten güncel yazıları okuyorlar.. Fazla fanteziye gerek yok dedim.. Yapacağınız en iyi şey ertesi gün tekrar siteyi ziyaret etmek..
Kalın sağlıcakla..
Kategori: fiilimsi yazılar | Yorum yok »
Pazartesi, Mayıs 19th, 2008

Siz! Mustafa Kemal’i andınız mı? Yarın bir geleceğin bayramı. Yarın benim bayramım, her gün ülkemin..
Elbette tek değildi. Bu ülke bu vatan bir beyinden yaratılmadı. 80küsür yıl önce kaç milyon genci taşsız mezasına gömdük haberin var mı.. Sen eline cep telefonunu al, mesaj at. Okuldasın, kız arkadaş yap. Evden çıkacaksın, saçına jöle vur, küpe tak, tip yap… Sen, daha dün gibi hatırlayan 100lükleri TV’den izle, kanalı değiştir, onlara yaşlı de; ama dünkü kişiliksiz herifleri kendine idol belirle, hani küpe taktın ya, saçlarını at kuyruğu gibi uzattın ya ona benzemek için, işte benziyorsun.. Belki görünüş olarak değil ama zihniyet olarak hakikaten ona benzemeye başlıyorsun…
Sordu nergis sümbüle Mustafa Kemal’ gördün mü
Gözleri sanki gök çakmak-çakmak…
Sordu nergis sümbüle Mustafa Kemal’i duydun mu
Boranlarla geliyor sesi çağırıyor budunu çağırıyor doğayı
Ya ölmek var ya kalmak…
Sordu nergis sümbüle Mustafa Kemal’i yaşadın mı
Yazının devamını okuyun »
Kategori: fiilimsi yazılar | Yorum yok »
Pazar, Mayıs 18th, 2008
Elimizdekilerin kıymetini nasıl ki kaybolunca biliyoruz, başkalarına verdiğimiz değer de diğerlerinin hareketlerine göre artıyor veya azalıyor. Belki mutlak kanunlar yoktur ancak onlar burada üstünlüğünü koymuştu bile.
Dönemin yakın arkadaşına gitti, duygularını açtı. Kader arkadaşı sonuçta ne olacak.. O bilmeyecek de kim bilecek kankasının hoşlandığı meleği değil mi.. Kanka da bir açık yakalamış, bastırıyor cinlik yapacak ya…
Sadece hoşlanıyordu… Normal. Yoldan geçen birinden de hoşlanabilir insan. Hoşlanmak, sevmek, aşk, bağlanmak.. Birbirinden bağımsız kavramlardır ne kadar benzer görünseler de.. Bu ayrımı kavramak da kıvraklık ister ya o başka mesele.
Hani sırlar paylaşılmamalı, iki kişinin bildiği sır değildir derler ya işte bilinçsizce,safça paylaşılanlar, doğru kişiyi bulamayanlar ağızlarından çıkan her sözün her harfinin bedelini ödeme yolundadırlar.
Neyse.. Arkadaşının da ısrarıyla, sanki arkadaşı bir aracıymış gibi gider kıza sözde(!) durumu anlatır. Kız gelir şöyle bir süzer O’nu (Muhtemelen tipten kaybediyordur, aldırmaz zaten.). Beğenmedi galiba. Bizimki bu durumu yediremez kendine, kızla konuşmaya karar verir aslında böyle bir şey yok diyecektir. Çünkü kendi de emin değildir. Bu yüzden ilk başta cesaretini toplayıp gidememiştir yanına.
Kısa bir süre sonra gider, konuşabilir miyiz der. Bıkkınlık duyan ve s.. git öbeğini mevcut konumu yüzünden kullanamayan kız mecburen kabul eder. Tam özür dileyecek, böyle bir şey aslen yoktu zaten olamaz da diyecekken ( ki eğer karşılık varsa kızı üzmesin diye ) onun durumunu sorar öncelikle. İstediği cevabı kızın gözlerinden okuyunca daha bu söylenenlerin gerçeği yansıtmadığını söylemeden dili damağı kurur. Her ne kadar asıllık bu olmasa da içten içe red kelimesi beynini kazır ve kızın koşar adımlarla uzaklaşmasını izler.. Aldırmaz. Ama her gün o kızla göz göze de gelince acaba ne düşünüyor hakkımda demeden de geçemez..
Hani Erkin Koray “Sevince durma koş ardından, zaman yoktur git aşkı iste ondan.. ” demiş ya.. Kimine feedback yapar kimine f..back.
İleri gitmek istemiyordu zaten ne koşacak hâli ne de aşkı isteyecek cesareti vardı, sadece bir görüştü içinde beslediği.. Otobüste gördü O’nu, ilk kez bu kadar yakından. Aşk değil belki; ama büyülendi neredeyse. Hafif ağlamaklı açık renkli gözleriyle daha önce neredeydin dedirtiyordu, üstelik evleri bile yakınmış haberi yok. Aynı mekânlardaydılar; lâkin 3 sene boyunca neden hiç gözünün önüne gelmemişti veya asıl arayışı eski sevgililere miydi hâlâ meçhul..
Yazının devamını okuyun »
Kategori: fiilimsi yazılar | Yorum yok »
Perşembe, Mayıs 15th, 2008
Bilim Şenliği 14 - 17 Mayıs tarihleri arasında İstanbul Yeşilyurt Hava Harp Okulunda düzenlendi ( yazıma ilerde okuyacaklar için -di koyuyorum ). Girişte geçen sene verdikleri gibi broşürleri edinemedik; lâkin az önce okuduğum haberlere göre toplamda 17 farklı alanda 91 proje varmış. Gösteri alanı iki katlıydı ve her standın ( sergilik ) başında bir iki öğrenci gelenlere projelerini tanıtmak için bekliyordu. Girişte de size içeriye kadar eşlik eden ve her ne isterseniz yapmaya meyilli olan öğrenciler mevcuttu. Çok güzeldi.
Geçen sene 3-7 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen 3. bilim şenliğine okulumuzun gideceğini bir önceki günden öğretmenlerin haber vermemesi ve o gün okulu kırmam ( talihsiz bir olaydı.. ) yüzünden katılamamıştım. Bu sene okuldan bağımsız olarak arkadaşımla gittik ve çok da güzel ağırlandık.
Sağolsunlar, harbiyeli arkadaşlar tüm sorularımızı pür dikkat dinleyerek cevapladılar. Yüzlerinde hiç eksilmeyen bir tebessüm ve kusursuz saygı..
Hava Harp Okuluna girişte cep telefonlarımızı aldıkları için resim ekleyemiyorum; ancak inanın ki görülmeye değer sıcak bir ortamdı ve aynı şekilde harika projeler vardı.. Her birini teker teker gezip bir çoğunun ne işe yaradığını güler yüzlü hava harbiyelilerinden öğrendik.
Kendi enerjisini üretebilen, ters işlem için de kullanılabilen portatif soğutucular, akıllı ve çok gelişmiş gece görüş sistemleri, alanında birincilik ödülü alan internet sitesi projesi ( Bu projede kodlamayı yapan harbiyeli arkadaşı tebrik ediyorum çok geniş bir içerik vardı sitede. Ayrıca buradan tekrarlayayım, seneye orada olursam arkadaşa/üstdevreme yarım yamalak php - asp - perl - c - visual basic bilgilerimle yardım edeceğim :p ), hassas hareket algılayıcılar, sadece benzer program kullanılarak açılan ve parola korumalı haberleşme ( kriptolanmış içerik yalnızca karşıdaki bilgisayar şifreyi doğru girdiğinde açılıyor) vidyoları, insansız keşif araçları, görüntü algılayarak sağa - sola - ileri giden akıllı ( biraz :] ) araçlar ve yapay zekâdan modelleme simülasyonlarına kadar daha nice ödüllü proje… Bir de içeri ilk girdiğimizde ayaklarımızın altında dolaşan küçük bir araba vardı uzaktan pc kontrollü. 3-5 dakika sonra izini kaybettim, ne olduğunu da sormayı unuttum. Öyle kendi kafasına göre dolaşıyordu : )
İlgili bağlantılar :
http://www.hho.edu.tr/bilimsenligi/anasayfa.htm [ TIKLAYINIZ ]
http://www.askerhaber.com/index.php?..&Itemid=29 [ TIKLAYINIZ ]
Yazının devamını okuyun »
Kategori: İnceleme-Yorum | 2 Yorum »
Perşembe, Mayıs 15th, 2008
Yansımalar Grubu 90lı yılların başında A. Şenol Filiz ve Birol Yayla tarafından oluşturulmuştur. Günümüze kadar 5 tane albüm ve albümlerin içlerinde ruhun dinginliğine hitap eden onlarca parça işlemişlerdir. Kliplerdeki sadelik ve ney ile gitarın - tanburun muhteşem uyumu sayesinde işledikleri her beste insanı günün yorgunluğundan uzaklaştırıp, çoluk çocuğun seslerini - yanında kavga eden insanların negatif enerjilerini aldırmaksızın geçen bir kaç dakikayı bize bahşediyor..
Ortalık, senelerdir ses ve görüntü kirliliği yaratan, kimisi orasını burasını açmış sadece göze hitap etmeye çalışarak müziğinin berbatlığını örtbas etmeye uğraşan veya sesiyle dijital ortamda oynama yapıp insanları kandırmaya çalışan kendine sanatçı (!) diyenlerle dolu ki, bir zaman sonra insan artık bıkıyor bunlardan ve sanatı gerçek amacıyla dinlemek ve görmek istiyor… Çünkü daha fazlasını ne beyin kaldırıyor ne de ruh…
Kendi sitelerinin forumlarına bir göz gezdirmenizi öneririm. Son sayfalara doğru forumda birisi Müziklerini nasıl tarif edersiniz diye sormuş.. Verilen cevap gerçekten tam olarak grubu resmediyor : "Temasındaki tasavvuf ruhunu neyin yanına aldığı klasik sazlarla zenginleştirilmesi denilebilir. Daha özü, özgürlüğün nefesi…" Evet aynen bu şekilde..
Muhtemelen yazımı okuyan çoğu kişi müzikleri yabancı gelmese de Yansımalar Grubunu tanımıyor.. Aslında ben de kısa bir süre öncesine kadar ezgilerini bir çok yerde duyduğum bu şahane bestelerin kime ait olduğundan bihaberdim. Youtube sayesinde öğrenmiş oldum.. Hâli hazırda elimde bulunan 4 parçayı buraya koyuyorum. İzleyin ve dinginliğin tadına varın ..
Görülmesi gereken bağlantılar :
Yansımalar Resmî sitesi : [ www.yansimalar.com ]
Youtube’daki TRT vidyoları : [ TIKLAYINIZ ]
Kısaca tanıtımlar : [ http://www.kalan.com/scripts/Album/dispgrup.asp?id=204 ]
Yazının devamını okuyun »
Kategori: Kızdım be birader!, fiilimsi yazılar | Yorum yok »
Salı, Mayıs 13th, 2008
Türk Telekom’un Maliye Bakanlığı tarafından onaylanan ‘e-fatura’ projesi ile internet üzerinden alınacak elektronik faturalar, Maliye tarafından “kıymetli evrak” olarak kabul edilecek. Ayrıca ‘e-fatura’ sayesinde yılda 4 bin 200 ton kağıt tasarrufu sağlanacak ve 100 bin ağaç dikilecek. Türk Telekom’dan yapılan yazılı açıklamada, Maliye’den ‘e-fatura’ için ilk onayı alan şirket olan Türk Telekom’un 1 Şubat 2008 tarihinden itibaren her ay 23.5 milyon müşterisi için ikişer nüsha bastırdığı faturaları elektronik ortamda göndereceği ve arşivleyeceği bildirildi. Böylece isteyen müşterilerin faturalarını elektronik olarak almaları ve aynı zamanda fatura tutarlarının ve son ödeme tarihlerinin her ay kendilerine SMS yoluyla bildirilmesi sağlanırken, Türk Telekom da faturaları daha güvenli bir ortamda saklama, takip etme ve gerekli durumlarda hızlıca erişme imkanlarına kavuşacak. Faturalarını e-fatura şeklinde almak isteyen müşterilerin 444 1 444‘ü araması yeterli olacak. Açıklamaya göre, her ay Türk Telekom’un faturalarının baskısında aylık 125 tonu şirket kopyası, 125 tonu müşteri kopyası ve 100 tonu zarf olmak üzere toplam 350 ton birinci hamur kağıt kullanılıyor. E-fatura hizmeti sayesinde ilk aşamada Türk Telekom’un kendi arşivleri için bastığı faturaların elektronik ortama geçmesiyle her yıl yaklaşık 24 bin adet çam ağacına denk gelen 1500 ton kağıt tasarruf edilmiş olacak. Müşteri kopyalarının da isteğe bağlı olarak elektronik ortama taşınması ile bu rakam yaklaşık üç katına çıkarak 4bin 200 ton kağıda ulaşacak. Bir yıl içinde faturaların elektronik olarak gönderilmesi sonucunda tasarruf edilecek ağaç sayısından daha fazla sayıda ağacın dikimini yapacak olan Türk Telekom, Türkiye’de 2008 yılı sonuna kadar 100 bin ağaç dikecek.. HAYDİ HEP BERABER E-FATURAYA…
http://www.turktelekom.com.tr/webtech/default.asp?sayfa_id=639
Yazının devamını okuyun »
Kategori: Ekrandaki sen.. | Yorum yok »
Cumartesi, Mayıs 10th, 2008
Saat 14.00′da olan deneme sınavı için 06.30da kalktım, geç kalmamak için daha hızlı olduğunu düşündüğüm minibüsü ( Örn. trafik ışıklarında kırmızıda durmazlar, çok iyi araç sollarlar hatta sağından bile pür dikkat geçerler, yolun bozukluğuna ve arka teker üstünde oturan masum yolcuların zıplamalarına aldırmazlar.. Bkz. Daha önce yine zamanı atlamıştım.. ) tercih ettim ve nihayetinde trafik sıkışıklığını yarıp 9.15te erkenden (olmayan) sınava yetiştim.. Araçtan indiğimde ters yöne, bana doğru gelen arkadaşımın ( Görkem Gürler ) hiç de iyi şeyler söylemeyeceğini biliyordum.. Zaten gönülsüz çıkmıştım evden : ) Bir başka erken gelen arkadaşla ( Alican Kaya ) aynı saatte başlayacak olan bir başka sınava gitmek için anlaşmaya çalıştık.. Anlaşamayınca sorunu yazı-tura çözsün dedik , demez olaydık.. Attık parayı.. Sonunda kaybettim ve playstation oynamaya gittik. Her neyse sınav saati geldi çattı. Playstation maçlarında da kaybetmenin ve son paramı harcamamın verdiği tedirginlikle hayli yorucu bir 3saat15dakikaya girdim.. Çok da verimli geçmeyen sınavın ardından saat neredeyse akşam 7yi vuruyordu ki sıkışık otobüsten anca bir durak sonra inebildim ve evin kapısına dayandım son gücümle.. 72defa zile bastım, açan olmadı.. Meğer annem yeğenimi pazarda kaybetmiş
.. Çocuk işte elini bırakınca neler yapmaz ki.. Meğer anneme çiçek toplamaya gitmiş o küçük aklıyla, annem de halk pazarının başını sonunu didik didik ararken zamanın geçtiğini farketmemiş.. Sonunda buluşmuşlar, beni de kapıda karşıladılar.. Daha doğrusu ben onları kapıda karşıladım..
Yazının devamını okuyun »
Kategori: fiilimsi yazılar | 3 Yorum »
Cuma, Mayıs 9th, 2008
Beyinlerini , zihinlerini gereksiz yere örtenler için zihin egzersizi niteliğinde bir oyun tanıtıyorum bugün.. Gündem, tartışmalar, ÖSS - OKS telaşı… Şuydu buydu.. Bırakın 2 dakika her şeyi kenara biraz da beyninizi dinleyin ki içinde organizmalar sizi ele geçirmesin..
Oyun bir çok kişinin bildiği türden, karşı kıyıya geçirme oyunu. Hani ilk okulda arkadaşlar sorar ya; bir kıyıda karşıya geçmek isteyen bir kurt, bir koyun bir de çoban var diye.. O tarzda düşündüren bir oyun. Şöyle özetleyebilirim : Oyunda Anne ve iki kızı, Baba ve iki oğlu ve hırsız - polis var.. Polis hırsızı yalnız bırakırsa diğerleri zarar görür. Baba bir çocuğu anneyle yalnız bırakırsa anne çocuğu döver, aynı şekilde anne bir kızını babayla yalnız bırakırsa kim bilir neler olur, bu dönemde kimin ne olduğu bilinmiyor zaten..
Her neyse.. Bir şekilde tüm bireyleri karşı kıyıya ikişer ikişer geçirmeniz gerekiyor..
Kategori: Karışık-Diğer | Yorum yok »
Perşembe, Mayıs 8th, 2008
“Duvarlarım var. Tepesinde oturuyorum. Aşağıyı izliyorum. Saçlarım uzun; uzatmıyorum. Ulaşmasın kimse, tırmanmasın duvarlarıma.” dedi prenses tırnaklarını törpülerken. Twist’i fark etmedi. Adı Oliver Twist’ti. Sadece yolunu kaybetmişti. Kaybolmak istemişti. Hikayesini sevmemişti. Yazılanların yaşandığı ülkesinden, yaşananların yazıldığı bir yerlere yalın ayak koşarken, yolu duvarın önünden geçmişti. Susadığını fark etmişti. Yukarı seslendi: “Yeni bir hikaye istiyorum.Ben yazacağım; ama yol çok yordu beni. Biraz su verir misin?” Prenses şaşırdı. İlk kez biri su istiyordu ondan. Şimdiye kadar hep duvarlarına tırmanmışlardı, O’na sormadan. Biri ilk kez bir şey istiyordu; üstelik duvarları arşınlamıyordu. Merak etti aşağıdakini. Daha yakından görmek istedi. Uzandı aşağıya doğru, duvarlar çok yüksekti. Göremedi. Ellerini saçlarına götürdü sonra. Tereddüt etti. Kendiyle cebelleşti. Dayanamadı sordu: “Hikayenden söz edersen olur.” Oliver Twist çok birikmişti. Biriyle konuşmayalı aylar olmuştu. Konuşmaya ihtiyacı vardı belli. Nasıl dolduğunu, kurulu her düzenden nasıl bunaldığını anlattı. Yeni bir soluğa ihtiyacı olduğunu, yeni hikayenin uzun soluklu olduğunu, aşkı, şevki, umudu anlattı. Özedi, bezedi, hayal ettiği gibi… Prenses bir duvarlara baktı, bir de saçlarına… “Bekle.” dedi. Bir sürahi suyla birlikte aşağı indi saçlarını sarkıtmadan… Merdivenlerden kimseye söz etmemişti. İndi, kapıdan geçti. Dışardaydı artık. Dikkatlice baktı yüzüne Twist’in. Gülümsedi, uzattı suyu. Ilık bir rüzgar esti. Bakışımlıca konuştular bir ağacın altında. Gitme vakti gelmişti. Bir kaval sesi geldi uzaktan. Birlikte gittiklerini görmüşler..
Kategori: Karışık-Diğer | Yorum yok »